Kürkçü Dükkanında Kepenkler Kapalı
Her gün açık olan dükkan bugün kapalı. Peki ya tilki bunu fark eder mi, yoksa başka bir dükkanın yolunu mu tutar?
Hayatta hep ya tilki olduk ya da tilkileri konuştuk. Toplum ve insan ilişkileri her zaman "tilki" odaklıdır. Yolculuğa çıkan, kaçan, arayan, hata yapan ve eninde sonunda geri dönen hep tilkidir; hikayenin tek kahramanı o sanılır. Biz de ya o hareketin içindeki tilki olmuşuzdur ya da kaçıp giden tilkilerin ardından konuşan, gidişleri ve gelişleri anlamlandırmaya çalışan izleyiciler...
Oysa o anlatılarda kürkçü dükkanı hiçbir zaman kendi öznelliğini kazanamaz. Bir dekor, bir arka plan, bir mecburiyet gibi orada öylece durduğu varsayılır. Kimse o dükkanın içindeki sessizliği, bekleyişin biriken yükünü ya da dükkan sahibinin ne hissettiğini merak etmez.
Ve bir gün dükkan sahibi, o pas tutmuş kepenkleri indirir; kendi uzun yolculuğuna çıkmaya karar verir. İşte o gün fark eder ki, her gelene kapıyı açık tutmak, bazen kendi yoluna çıkmayı unutmaktır. Konfor alanı böyle sinsi bir girdaptır.
Tilki yoldadır; işi kolaydır. Dükkan kapalıysa arkasını döner, başka bir kapıya yürür; o dükkanın neden kapandığını merak bile etmez. Oysa dükkan sahibi yıllardır paslı kepenklerine rağmen o ışıl ışıl vitrinin önüne iki kişilik bir sandalye koymuş, mutfağında gelene verecek bir sıcak çay hep bulundurmuştur.
O kepenkleri indirmek; çayı ocaktan almak, sandalyenin birini kaldırmak ve tilkiye bir ceza kesmek değildir... Kendi yoluna düşmektir.
Ama o asma kilit kapandıktan hemen sonraki ilk an... İçeride bırakılan o alışılmış konforun ardından gelen ilk duygu özgürlük hafifliği değil, ağır bir suçluluk hissidir.
Çünkü kendi varlığını sadece başkalarını ağırlamak ve yaralarını sarmak üzerine kurmuş biri için durmak ve "buraya kadar" demek, zihinde doğrudan bir "bencillik" gibi yankılanır. Yıllarca sınır koymamış bir insan, ilk kez kendi için bir adım attığında kendini gururlu bir yolcu gibi değil, adeta görevini terk etmiş bir kaçak gibi hisseder.
Yolda o tilkilerle karşılaştığında suçluluk yeniden büyür. Tilki çoktan başka kapılar bulmuş, belki de o dükkanı unutmuştur. Oysa kürkçü, yükünü çoktan sırtından atmış olanların sorumluluğunu hâlâ kendi vicdanında taşımaya devam eder. "Neden?" soruları zihnini ele geçirir; ilk suçlamayı yine kendine yapar.
Oysa uyanış tam da bu uydurulmuş suçluluğun bittiği yerde başlar.
O dükkana bir gün yeniden dönmek de, yola sonuna kadar devam etmek de her şeye rağmen insanın kendi elindedir. Şayet bir gün o dükkana geri dönülürse; bu artık başkalarının sığınacağı pasif bir liman olmak için değil, kendi arzusuyla gezip yine kendi merkezini seçtiği içindir.
İşte bu, başkalarının peşinde sürüklenmeyi bırakıp kendinin tilkisi olmaktır. Hem yoldaki arayışın sahibi hem de varılan o durağın hakikisi olmak...
← Tüm yazılar